#LINK#"/>
27
Nis

Öküzlük ve İneklik Hallerimiz

“Sayın Zülfikar bey, öküzlere yazdığınız yazıyı okudum ancak, öyle şeylere bizzat şahit oldum ki…size katılamıyorum maleseff.. Bütün gecesini saat 05 lere kadar pc de geçirip,çocuklarına ve eşine ayırması gereken zamanı başka insanlara veren hanımefendilere tavsiyeniz ne olur? Gece uyanık,gündüzleri yatan bir yaratık haline geliyor insan (?) Hadi eşini bırakın,küçük çocuklarına ne derece faydası olabilir ki bu tür yaşam biçimli insanın. EVET, TAVSİYENİZ NEDİR?

Saygılarımla”

.

Ne diyeyim, bilmiyorum ki. Şimdi oturup ineklik üzerine bir yazı yazayım dersem, bana da yazık, ineklere de… Yazmasam, öküz dediklerime yazık. Şimdi bu durumda ben ne oluyorum, dana mı?

.

-Hayat 40′ından sonra başlar.

-40′ından sonra azanı teneşir paklar.

-40′ından sonra insan kamil olur.

-40′ından sonra sapıtır…

40….40….40….. Nedir bu 40′ın kerameti, büyüsü ya da laneti…?

.

Kızılderililerde bir “ad” geleneği vardır. Bir bebek doğduğu an, gözlemlenen bir olay, çocuğa ad olarak takılırmış. Diyelim ki tam doğduğunuz anda ay batıyordu ve bir tavşan sıçrayarak çalılıklara gidiyordu. Adınız, “ay batarken sıçrayan tavşan” oluveriyor.

Sonra büyüyorsunuz, ergenlik yaşına geliyorsunuz. Yetişkinliğe geçiş törenine katılıp rüştünüzü ıspatlıyorsunuz ve kendinize bir ad seçiyorsunuz. Böylece adınız değişiyor.

Sonra olgunluğa ve yaşlılığa doğru giderken, gelişen kişilik özelliklerinize göre kendinize yeni bir ad belirliyorsunuz. Bu genellikle 40 yaş civarında oluyor.

.

Bir çok kültürde bu 40 yaş olayı vardır ve insanın 2. ergenlik ve olgunluk çağıdır.

İlk ergenlik çağı, yaklaşık olarak 14-18 yaşlarında başlar. Dünyayı umursamadan oynayan çocuk, bu yaşlara geldiğinde kendisini sarmalayan hayatı ve hayatın içindeki kendi konumunu, değerini sorgulamaya başlar. Çalkantılı bir dönemdir çünkü çatışmalar üzerinden yürüyen bir sorgulama, anlama süreci vardır. Ergenlikteki birey, yaşam içinde kendine değerli, saygın bir yer açmaya, alan edinmeye çalışır. Çocuk muamelesinden en rahatsız olduğu bir dönemdir. Çünkü artık çocuk değildir. Hayatla hesaplaşan, hayattan kendi alanını söküp almaya, kendine yer açmaya çalışan deli bir bireydir o. Kavga dövüş aldıklarının zaferine, alamadıklarının hanyasını-konyasını da ekleyerek toplum içindeki yerini alır.

Eeee, der ki toplum; “madem yerini aldın toplum içinde, şu toplumsal yükleri de taşı artık”. Bunu seve seve kabul eder gencimiz. Askere gider (İnekler hariç, sadece biz öküzler), iş arar bulur, söz-nişan-nikah derken şatafatlı bir düğünle de toplumdan alınan sevişme ve çocuk yapma izni deklere edilmiş ve taçlandırılmış olur.

.

Yalan dünya bu; yaşlılık, hastalık, hatta ölüm var. Siz yaşlıyken size bakacak, siz öldükten sonra soyunuzu devam ettirecek ameleler lazım. Hadi yatağa, çocuk yapmaya… O gece yatakta akmaya başlayan teriniz, çocukların mürvetini görünceye kadar dinmez. Sağlığıydı, okuluydu, askerliğiydi, işiydi, düğünü derneğiydi… Terler durursunuz.

.

Sonra bir ara bir boşluk buluyorsunuz, şöyle bir silkinip etrafınıza, aynadaki suretinize bakıyorsunuz. Aman allahım, o da ne, beyniniz 40, 40, 40, 40… diye zonklamaya başlıyor.

.

40′lı yaşlar, yaşam deneyimlerinden sonra yeni bir hesaplaşmanın kendini dayattığı bir dönemdir. Ergenlik çağı ile bu dönem arasında edindiğiniz tecrübeleriniz süzgeçten geçmek için zorlar sizi. Ergenlik çağında, toplumun içine girip, orda kendinize bir yer edinmek için çatıştınız. Bu defa da toplumdan ve hayattan, sizden aldıklarının hesabını sormak derdindesiniz. Elde edip kaybettiklerinizi ya da bir türlü elde edemediklerinizin hesabını sorarak ödeşleşmek derdindesinizdir artık. Ah kaybolan yıllar ah. Ah gidip de dönmeyen zalim seneler ah….

.

Aslında bütün bunlar biyolojik saatlerdir. Mükemmel bir hayat yaşasanız da bu iki hesaplaşma döneminden geçeceksiniz. Birinci hesaplaşma kendinizi tanımlamak, ikinci hesaplaşma ise kendinizi anlamak içindir. Her iki durumda da yeni bir insansınız, bir önceki kendiniz değilsiniz artık. Bu yüzden size ait olan, sizi yönlendiren, sınırlayan herşeyi ya değiştirmek ya da yeniden düzenlemek zorundasınız.

Değiştirmek veya yeniden düzenlemek mümkün olmayınca öküzlük veya ineklik durumları başgöstermeye başlıyor.

.

Şimdi gelelim en başa, sevgili dostun sorusuna; EVET, TAVSİYENİZ NEDİR?

Tavsiyem; önce insan olarak kendi doğamızı anlamamız. Sonra insan ailesinin bir ferdi olarak, öncelikle kendimizi anlamak. Sonra da insan ailesinin diğer ferdi olanı, karşımızdakini anlamak. Böyle bir dönemde iki seçenekle yüzleşir insan; ya hayatını ve hayatındakileri tamamen değiştirmek, yeni bir hayata yeni insanlarla ve koşullarla devam etmek ya da hayatını, hayatındakilerle yeniden düzenleyerek yola devam etmek.

.

Ben 3. seçeneği seçtim.

.

Zülfikâr Akar

Facebook'ta paylaşTwitter'da paylaşPinterest'da paylaşTumblr'da paylaşGoogle+'da paylaş
Resmi Sayfalarımız
Facebook Sayfamız
İçerik
                           
Arama:
Yazarlarımız
Fotoğraflı Müzikler
Fotoğraf Sergilerimiz
              
Twitter
Bizimle İletişim İçin
© Copyright 2010-2013 solukbeniz.com. Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla, izin alınmadan kullanılabilir. — İletişim... Tema düzenleyicileri: Solukbeniz Yazarları.